SEVDİĞİM BİR EKONOMİ HİKAYESİ

 
 
Üniversitede iktisat hocamızın anlattığı, sevdiğim bir ekonomi hikayesi vardı. Size de anlatayım, belki tenis ekoNOMİ sistemimiz ile benzerlikler bulabilirsiniz.
 
Bir müşteri otele geliyor, oda fiyatını soruyor. Resepsiyon görevlisi gecelik konaklamanın 100 dolar olduğunu söylüyor. Müşteri, odaları görebilir miyim diyor, otel görevlisi görebilirsiniz ama 100 doları önden vermeniz gerekli, 20 dakika içerisinde kararınızı verip kalmak istemezseniz paranızı iade alabilirsiniz diyor. Müşteri 100 doları veriyor ve odayı görmek için otele giriyor.
 
Resepsiyon görevlisi müşteriden aldığı 100 doları, otelin temizlikçisine vererek temizlikçinin personel ücretini ödüyor.
100 doları alan otel temizlikçisi yakınlarda bulunan bakkala giderek veresiye aldığı ürünlerin parası olan 100 dolar borcunu ödüyor.
Bu sırada bakkala mal veren toptancı geliyor, bakkal da toptancıya olan 100 dolar borcunu ödüyor.
Toptancı, hazır yakınlardayken, geçen gün misafirini ağırlayan, parasını ben sonra öderim dediği bir arkadaşının konaklama ücreti olan 100 doları otele ödüyor.
Bu sırada odaları gezen müşteri resepsiyona geliyor ve odaları beğenmediğini, otelde kalmayacağını söylüyor ve depozito olarak ödediği 100 doları geri alarak otelden ayrılıyor.
 
Elbette üniversite hocamın anlattığı hikayenin tenis federasyonu ile bir ilgisi yoktu ama iyi bir öğrenci olarak öğrendiklerimi hayatıma uyarlayabiliyormuşum demek ki aradan uzun yıllar geçmiş olsa bile. Derste anlatılmak istenen, ekonomiye giren her ekonomik değerin sürdürülebilirlik için önemli olduğuydu.
Bir kişi ekonomiye 100 dolar getiriyor, otel, personeline borcunu ödüyor, personel yiyecek içecek ihtiyacı için borçlarını ödüyor, alım satım işi yapan gıda sektörü toptancıya borcunu ödüyor, toptancı özel işi olan, ticari olmayan bir iş için otele borcunu ödüyor ve sonuçta sisteme 100 doları sokan müşteri harcama yapmıyor ama kendi parasını da alarak çıkıyor gidiyor. Sisteme giren 100 dolar ile dört kişi 100 er dolarlık ödemelerini yapıyor ve 100 doların sahibi kendi parasını da alabiliyor.
 
Aslında tenis federasyonu ekonomisi de benzer şeklide yürüyor. Turnuva organizasyonlarından örnek verelim.
 
Türkiye Tenis Federasyonu Ana Statüsü Madde 6/ e ye göre;
e) Ülke içinde müsabakalar düzenlemek, düzenlenen tüm müsabakaların devamlılığını sağlamak, hakem, temsilci ve gözlemci atamasını yapmak.
 
Bu görevini yapıyor mu derseniz şahane şekilde yapıyor. Yapış şekline bakarsanız, maddi sorumluluk olarak yapmıyor, yaptırıyor. İktisat olayı ile ilişkilendirirsek,
Turnuva alacak olan kulüp sene başında kulüp tescilini yaptırıp, federasyona tescil ücretini ödüyor. 2026 yılı için en düşük yani dernek statüsündeki kulüpler için 20 bin TL. Turnuva düzenlemek isteyen kulüpler her turnuva için 10 bin TL turnuvayı organize edebilmek için yine ücret ödüyor federasyona.
 
Turnuva kulübünüzde organize edilebiliyor ve katılım ücreti topluyorsunuz kişi başı 2 bin TL. Nihayet kulübün kasasına para girmeye başladı. Fakat uzun sürmeyecek. Katılıma göre toplanan turnuva ücretlerinden kulüplerin ödedikleri paralara bakalım. Olmayan paradan kaybettiklerini saymadan yani, antrenman, grup ya da özel dersler, kort rezervasyonu gibi o sürede kaçırdıkları gelirleri değil sadece turnuva organizasyonu için ödenen paraları anlatayım.
 
Daha ilk gün maçları ile toplar açılıyor. Her maça yeni top kuralı var. Bir kutu topun fiyatı 300 TL civarında, hadi kulüpler 150-200 Tl arasında fiyat karşılığı kolilerce top almak zorunda turnuvalar için. Görevli hakemler var emek veren, çalışan. Turnuva katılımı, kort sayısına göre değişen sayıda hakemlerin ücretlerini, yemeklerini, içeceklerini, şehir dışından ise konaklamasını kulüp karşılıyor. Harcamalar devam ediyor. Oyuncuların su ihtiyacı da kulüpler tarafından karşılandıktan sonra bitti sanıyorsunuz ama bitmiyor. Sağlık personeli gideri ve son gün dağıtılan kupaların kupa masrafları ile turnuva sona eriyor. Bunlar kulüplerin kasasından çıkan görünen masraflar. Uzayan maçlar ile personele ödenen yevmiyeler, elektrik, ısıtma, tesisin kullanımından doğan temizlik, bakım gibi gelir kalemine dahil edemeyeceğiniz ve miktarı belli olmayan gider kalemlerini burada sayamıyoruz.
 
Geçtiğimiz hafta oynanan bir turnuvanın gelir -gider tablosunu yaparak gerçekleşmiş rakamlar ile mali durumu başka bir yazıda yazacağım.
 
Yazının başındaki iktisat dersimize dönecek olursak, bizim turnuvalardaki müşterimiz sporcular ya da veliler. Tek farkları ben bunu beğenmedim, paramı verin diyemiyorlar. Turnuvaya katıldıkları andan itibaren paraları gitti. Otel, turnuvayı düzenleyen kulüpler. Müşteri yani sporcu ya da veliden parayı alıyorlar ama gelen parayı da top olarak malzeme satan firmaya, turnuvada çalışan hakemler ve sağlıkçıya emekleri karşılığında, oyuncuların su ihtiyacı için su tedarikçisine, ödül töreni sırasında kupalar için imalatçıya ödüyor bizim kulüplerimiz. Gördüğünüz gibi derste anlatılan ekonomi örneği devam ediyor. Bir velinin ödediği katılım ücreti ile, hakemler, sağlıkçı, malzeme, su ve kupa tedarikçileri için ekonomi döndü. Federasyonun görevlerinden sadece birisi olan e maddesini tekrar hatırlatarak sorayım.
 
e) Ülke içinde müsabakalar düzenlemek, düzenlenen tüm müsabakaların devamlılığını sağlamak, hakem, temsilci ve gözlemci atamasını yapmak.
 
Federasyon yılda yüzlerce kez yapılmak zorunda olan ve yapılan bu organizasyonların neresinde? Federasyonun adı iki kez geçti. Birincisi 20 bin lira tescil ücreti, ikincisi 10 bin lira düzenlenecek her turnuva için federasyona ödenen ücret. İkisinin toplamı 15 oyuncunun katılım ücreti eder.
 
Toparlayacak olursak verenler kulüpler ve veliler/sporcular, alanlar hakemler, diğer görevliler ( emekleri karşılığı ), tedarikçiler ( ticari organizasyonları nedeni ile ), alan tek bir kurum var, o da Türkiye Tenis Federasyonu. Kendi görevini masrafsız yaptırıp, üzerine bir de ilave gelir elde eden kamu kurumumuz.
Okan Ünalmışer
 
up WhatsApp